Dördüncü Şuâ’da neler var?-8

Mertebeleri çok Hasbiye

            Bediüzzaman Hazretleri, Hasbiye Âyetini Dördüncü Şuâ’da altı nüktede, Yirmi Dokuzuncu Lem’a’nın Beşinci Babında da beş nüktede derin mânâlarını anlatır. Birinci Nükte’nin fihristindeki haşiyede; Birinci Nükte’nin, Beşinci Lem’a ve Dördüncü Şuâ’nın bir derece yerine geçtiği bildirilir. Yirmi Altıncı Lem’anın On Dördüncü Ricası’nda Dördüncü Şuâ’nın biraz kısaltılmışı olarak anlatır.

Akşam ile yatsı arasındaki yedi mübarek cümlelik virdinden olan Hasbünâ’nın telifinin sonraya kaldığını, daha sonra Hasbünâ’nın önceleri manen ve rütbeten Beşinci Lem’a olarak daha sonra da sureten ve makamen Dördüncü Şuâ olarak tanzim edildiğini ifade eder.

Yirmi Dokuzuncu Lem’a 1935 yılında Eskişehir Medrese-i Yusufiyesi’nin, ilimden ziyade zikir ve fikir olduğu için Arapça yazılan bir meyvesidir. Esma-i Hüsna ile dopdolu olan ve tefekkür tarzı ile yazılan bu eser ekseriyetle kalbîdir ama akla da hitap etmektedir.

Şuur sahiplerinin ekseriyetle meftun ve irtibatlı oldukları şu dünyanın fânî, zail, kaybolan sevgililerini; hem vefasız, kararsız ve rüya-misal olduğunu mukni delillerle yanılanları ikaz eder:

Ey insan! Mevcudatın yok olmasında sakınca yok! Hem san’atlı yaratılanların kaybolmasından üzülme! Sevdiklerinin gayba gitmelerinden hasret çekme! Hem zahiren şefkatli ve lâtif olanların zevaline acıyıp yanma! Zira onların Sânîi, Fatır’ı, Malik’i, Bâkî’si, Şahid-i Âlim’i bâkîdir. Ve onlar O, Şahit ve Nazır-ı Hakikî’nin ilminin dairesindedirler.

İnsanın kendisi, bütün eşyadan alâkasını kesmekle, karşılığında dayanak olarak gerçek Bâkî olan Allah’ı bularak, üzüntü verenlerden vazgeçerek, kendi vücudunun fânîliğine yönelir. Kaçışı olmayan ölümden korkarak sürekli ölmek yerine bir sefer ölmeye razı olup sonrasındaki hakikati kavramaya çalışır. Böylece ölüme razı olup gülerek karşılar.

Allah, her şeyimize kâfidir, fânîlerden medet aramaya lüzum yok, kaldı ki onlar da fânidir. İnsanı yoktan var ederek ona iki mühim aza olan lisan ve kalbi vererek bütün organları ve duyguları, İlâhi isimlerinin tecelligâhı yapıp; cemil rahmetiyle, merhametli korumasıyla, azim kudretiyle, lâtif hikmetler ihsan eden O, Hâlık, Kerim ve Rahmanürrahimdir. Böylece her şey ile manen alâkayı keserek “Ancak Rabbim bana kâfidir.” demeye sevk eden hakikatleri Beşinci Bab’ın Dördüncü Nüktesinde anlatır.

Şuur sahibi insan, söz ve hareketiyle şükrederek hasbünâ demeye mecburdur. Çünkü yokluktan varlığa getirip, hayat nimetiyle nimetlendirdiği gibi diğer mevcudatın üzerinde insan olarak yarattı. İman vererek Resulü Ekrem’e (asm) ümmet eyledi.

İşte Hasbünallahi ve’nimel vekilin çok nurlarının anlatıldığı Beşinci Bab’a kısaca işaret etmeye çalıştık. İnsanın halledemediği en büyük problemi olan ölüm,  Hasbünallahi ve’nimel vekil ile problem olmaktan çıkıp, ferah ve sürura dönüşüyor. Sırtında ağır yükü ile gemiye bindiği halde yükünü yere bırakmama halindeki problemli vaziyeti, hayatın sıkıntılarını hikmetsiz taşımaya benzer.

1935’li yıllarda telif edilen Yirmi dokuzuncu Lem’a’nın Beşinci Bab’ında çok faydalı ve izahlı haşiyeler ve sonrasında telif edilen risalelere göndermelerinden anlaşılıyor ki rahmetli müellif Üstadın işlediği konularla beraber risaleleri birbiriyle ilişkilendirmesi de çok organizeli.

Sözün sonuna yaklaşırken merhum Üstadın, Eskişehir hapishanesinin o çetin ve sıkıntılı saldırılara karşı ızdırar derecesinde bir sığınak aramasına İlahî yardım babından Hasbiye âyetinin tefsirinin yazılması düşündürücüdür, doğrusu.

Dördüncü Şuâ’da neler var, mütalâamızı Beşinci Bab’ın son satırlarını beraber okuyarak, zikrederek noktalayalım:

Hasbi Rabbi Cellâllah* Nur Muhammed sallaâllah* Lâ ilâhe illâllah.

Sirru kalbî zikrullah* Zikrü Ahmed sallâllah* Lâ ilâhe illâllah

Mehmet Çetin 20.06.2016 Doğanbey Beyşehir Konya

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir