Dördüncü Şuâ’da neler var?-3

İkinci Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye

Fıtratımızdaki hadsiz acz ve fakrdan dolayı sıkıntılı durumlarda bir imdat ve dayanak noktası ararız. Bir yalnızlık ilâcı olan Hasbiye ayeti; darda kalanın sığınağı, zorda kalanın kalesidir, esasen imanın enfüsî dairedeki terennümüdür.

“Hasbünallahü veni’mel vekil” kalesine iltica edince neler hissederiz?

İman sebebiyle kurulan bağ ile Kadir-i Mutlak olan öyle bir Sultan’a istinat ederiz ki, yaratılan bütün mevcudatın cihazlarına muazzam ve mükemmel intizam vermekle beraber meselâ bitkiler ve kuşların elbiselerini tazelendirir, silâhlarını yeniler, ihtiyaçlarını karşılar. Yeryüzündeki bitki örtüsünü değiştirir. Başta insan olmak üzere hayvanatın muazzam şekilde rızkını temin eder.

Rabbimizin yarattığı rızıklardan nicesi var ki yiyeceklerin her nev’inden tohum gibi en gıdalı, hülasalı şekilde o çekirdeğin içerisine sıkıştırarak âdeta kaderî tarifelerle sarıp, muhafaza için küçücük sandukçalara koyup teslim eder.

Bu işlemler o kadar çok olmasına rağmen hepsi mükemmel kalite ve intizamla, çok hızlı süratle ve her rızka muhtaç olanları duyuracak şekilde merhametli rızık vericimiz olan Rezzak-ı Kerim tarafından karşılanır. İşte  “Hasbünallahü veni’mel vekil” kalesine iltica edince, her şeye kadir olan Rahman ve Rahim olan Rabbimize dayanır ve güvende olduğumuzu hissederiz. Zira Sultan-ı Kâinat birdir. Her şeyin anahtarı O’nun yanındadır, her şeyin dizgini O’nun elindedir, her şey O’nun emriyle halledilir. Dolayısıyla başka şeylere müracaat etmeye gerek kalmaz.

Şimdi başımızı ellerimiz arasına alarak enfüsi bir mütalâada bulunalım. Vücudumuzun içindeki ihtiyaçlardan dışarıdaki ihtiyaçlara, içimizdeki düşmandan dışımızdaki düşmana kadar bizi bekleyen bu kadar şeyleri; yok hükmündeki, son derece sınırlı, var zannettiğimiz cüz-i irademiz ile mi karşılayacağız?

İnsan, kâinatın ekser envaına muhtaç ve alâkadardır. İhtiyaçları âlemin her tarafına dağılmış; arzuları ebede kadar uzanmış. Bir çiçeği istediği gibi, koca bir baharı da ister. Bir bahçeyi arzu ettiği gibi, ebedî Cenneti de arzu eder. Bir dostunu görmeye müştak olduğu gibi, Cemil-i Zülcelâl’i de görmeye müştaktır. Bütün bu ihtiyaç ve arzularını karşılayacak her şeye kadir bir Rabbe iman bağıyla kurulan dayanağın en güzel ifadesi olan“Hasbünallahü veni’mel vekil” ile şöyle bir mânâ açılır:

Allah’a kulluk bağı ile ihsan ve ikramı bol olan ve her şeyin sahibi Malik-i Kerim’e mensubiyetle iaşe defterine kaydolunur. Her hadisenin karşısında titremekten, her şeye dilencilik etmekten kurtulur. Allah’a iman ve itimat eden insan; manisiz, müdahalesiz her hâlinde ve her arzusunda rahmet haznelerinin maliki, saadet definelerinin sahibi olan Cemil-i Zülcelâl ve Kadir-i Zülkemal’in huzuruna girip ihtiyacını arz edebilir. Rahmetini bulup kudretine istinat ederek mükemmel bir ferahı bulur.

Mademki bu iman bağı münasebetiyle “Hasbünallahü veni’mel vekil” nimeti bize ihsan edildi o halde önümüzdeki her hadise ve eşya karşısında Allah’ın şu âleme vaz ettiği kanunlara riayet ederek ve hikmetle hareket edip gereken tedbirleri aldıktan sonra “Hasbünallahü veni’mel vekil” diyerek tevekkülümüzü yapabilir, huzuru bulabiliriz. Aksi halde eşya ve hadisenin karşısında titremekten kendimizi kurtaramayız. Çare, kendimizle beraber eşya ve hadisenin yaratıcısı olan Allah’a iman ve itimat ederek kudretine hikmetle dayanmaktır.

Din, vicdanda başlar, hissedilir, yaşanır. Hasbünâ ayeti ile her nevi ihtiyacın karşılanmasında Rabbi, Rab olarak kabul edip O’na itimaden tevekkül ederiz. İşte bunlar, Hasbünâllahü ifadesiyle anlatılmak istenilenlerden sadece bir tanesidir, yaşanılanlardan biri.

Mehmet Çetin

16.06.2016 Doğanbey Beyşehir Konya

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir