Doğanbey’den mütalâalalar

Köydeyim, ülkemin orta noktasında ve hatta dünyanın. Oturduğum evin ön penceresinden dünyayı seyrederken arka penceresinden de ahireti seyretmekteyim. Ahireti, yani ahiretin giriş kapısı olan kabristanı.

Dünyayı seyrediyorum, sessizliğin tam yaşandığı yerde. En küçük ses, kurduğum sessizlik ortamını bozmakta. Çok da ileri olmayan yaşıma rağmen kulaklarımdaki çınlamalarla dışarıdaki kuşların sesleri birbirine karışmakta.Yanıbaşımda duran eşimin nefesi ise bu alemde en müstesna yerini korumakta. Zira eş, insana her yaşta ihtiyaç olduğu gibi, ilerleyen yaşda ise daha fazlasıyla ihtiyaç hissediliyor. Esen yeli, dalların hışıltıları ile hissediyorum. Ta uzaklardan işitilen köpek sesi, motor seslerinin arasından seçilmekte. Arada bir kulağıma kadar gelen çocuk sesleri ise bu sessizliğe değer katmakta.

İşte bu sessizliğin ortasında insanın içine kadar işleyen ezan sesi yükselmekte müezzinin yanık sesinde. Kıpırdıyorum, serin suları akan çeşmede abdestle, yaşadığım ana dönüyor ve secdede şükran ifadelerimle ahiretin kapısında Rabbimle hasbihal ediyorum.

Ahiretin kapısı dedim, zira arka penceremizde o da var, hamdolsun. Dağın yükselen eteklerinde yüzyılların istirahatını yapan ecdad beni seyretmekte, ibretli gözleri ile. “Aman!” demekte, “Dikkatli ol, bulunduğun dünya, tekrarı olmayan dünyadır. Maziye akan şimdiki zamanı iyi değerlendir. İstikbalin bu mütalâalarla dolu olsun.” demekte, adeta.

Her Anadolu evladı gibi Doğanbey’in insanları da bu değerlere sımsıkı sahip insanlar. Hamdolsun köydeki insanlarımız sapasağlam.

Belediye hopörlerinden yükselen  pazar duası ile başlıyorlar.Tesettürlü hanımları Anadolunun safiyetini taşımakta ve eşlerinin yanında, evladlarının önünde hizmetlerine devam etmekte. Namaz vaktinde, kahvedeki insanlardan daha fazla cemaat, camiiyi doldurmakta. Senede bir düzenlenen “Doğanbeyliler Günü” ise hepsinin buluşma, görüşme bayramına dönüşmekte. Doğanbey, çevredeki köylere pek çok noktada merkezlik yapan, Beyşehir’e bağlı bir kasabadır.

Ramazan birbaşkadır köyde. Çarşı meydanındaki kahvehanelerde çayını içerek teravih namazını bekleyenler ezanla son bardaklarını bitirirler. Arka safta cıvıl cıvıl konuşan gülüşen çocuklara camiiye alışması konusunda müsamaha ile bakan cemaat, teravih çıkışında başlarını okşamakta evladlarının. Her zamanki gibi adeti vechile namaz sonrası mübarekleme ve ayaküstü kısa konuşmaların ardından evlerine dağılırlar, bazıları yarım kalan çay sohbeti için kahvehanelere. Hanımlar ise erkeklerinden önce evlerine varmış, kimisi de beyleri ile evlerine gitmekte.

Düğün ve mevlüdlerinde herkesin iştiraki ve tebriği sözkonusudur. Kırgınlıklar var ise, bayramlaşma ile sona erer. Köyün eşrafı zaten kardeşliğin ve beraberliğin öteden beri temsilcileri ve zabitleridir.

Rahmetli kayınpederim bu köyde medfundur. Vefatı öncesi haftasında bir seyahat dönüşü Doğanbey’e uğradığımızda; “Damat, ben buraya ölmeye geldim.” demişti. Demek ki bir bildiği vardı rahmetlinin. Kayınvalidenin ise vefatı öncesi kendisinin köye defnindeki sessiz talebinde de aynı sır saklı imiş. Köylerimizdeki hayır, hasenat ve dua, şehirdekine göre daha fazla olması onları buraya mı çekti acaba?

Her zaman çantam ve bilgisayarımda hazır bulunan sünnet olan vasiyetnamemde defnimi; evladlarımın, kabrimi rahat ziyaret etmelerine bırakmıştım. Ancak köye gelinmesi ile buradaki dini zemin ve havanın şehirdeki ile kıyaslanamayacağını yaşayarak anlayınca insan, ecdadına hak veriyor doğrusu.

Bunları yazarken nerede olduğumu bir an unuttum, işte dünyevîlik bu, daldık yine… Hanım, misafirler geldiğinde ‘Rahat edemezsin’ diyerek  salonda yani Doğanbey’lilerce ifade edilen dizmede  çalışma masama yer vermeyerek arka odayı tavsiye etmişti. Arka odanın yani ahirete bakan odanın bir köşesine sıkışmış, yani dünyanın son bir köşesine sıkışmış, her an gitmeyi bekleyen yolcu heyecanıyla yazıyorum.

Yazıyorum, zira anlatacaklarım var, yaşadıklarımdan aldığım derslerle birlikte. Okuduklarımdan, dinlediklerimden zihnimde ve kalbimde kalanları götürmeden evlatlarıma nakletmem lazım. Zira ecdadım da böyle yapmıştı.

Her yeni bir öncekinin kullanılmamış halidir. Şimdiki zaman maziye geçtiğinde gelecek zamana çok anlatacakları var. Kullanmaya aday olduğumuz gelecek zamanı maziye göndermeden şimdiki zamanda kullanırken, yazılanlardan ders alanların duasına talibim. O dua kabrimizde inşaallah sükunete vesile olacaktır.

İşte böylece köy mütalâaları; havası ile insanı kendine, aslına, nesline ve evladına faydalı oluyor kanaatı ve duasındayım.

Ne dersiniz?

Mehmet Çetin

21.07.2011-Doğanbey-Beyşehir-Konya

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir