Derin temele dayanarak hareket etmek

Rahmetli Adnan Menderes, Bağdat Paktını netice veren 1955 yılındaki görüşmeler esnasında İmam-ı A’zam Hazretlerinin türbesini ziyaret eder.

Ziyareti anlatan kaynaklarda, Menderes’in dakikalarca hareketsiz kalan, âdeta murakabeye girercesine olan hâli, yakınındakilerin dikkatini çeker.

Sonraki hatıralarda bu konu işlenir ve kendisine sorulduğunda özetle şöyle der:

Burada, mezarını ziyaret ettiğimiz şahsiyet; memleketimiz de dâhil olmak üzere bütün İslâm Dünyasında asırlardır süren bir nizam kurmuştur. En sağlam bilinen politik anlaşmalar çok uzun ömürlü olamıyor ve bir yerinden delinerek devam etmiyor. Ama İmam Ebu Hanife’nin getirdiği esaslar, asırlardır, hem beşerî ve hem de devletlerarası uygulanıyor. Bunun sebebi araştırıldığında, merhum İmam’ın getirdiği prensiplerin, çok derinlere dayanan bir kaynaktan, Kur’an’dan alınan temel üzerine kurulduğu gerçeği ortaya çıkıyor. Çünkü dayandıkları gerçekler değişmez bir gerçek, İlâhî bir Kelâm var. Öyleyse biz de projelerimizin uzun ömürlü olması için sağlam temele dayandırmamız lâzım.[1]

Rahmetli Menderes’in tesbitinden hareketle şu mülahazaları yapabiliriz.

Enfüsî âlemimizde kendimize şiar edineceğimiz prensipler ayet ve hadis kaynaklı olmalıdır ki hem ibadet ve hem de fıtrî olsun. Böylece eşyanın tabiatına uygun bir prensibin uygulanması ile huzura yakın olabilme ihtimali yüksek olsun.

İnsanın hususî hayatı fevkalâde mühimdir. Diğer bütün fiiller bu hayattaki uygulanan prensiplerin mahsulüdür. Dolayısıyla özel hayatın temeli sağlam esaslar üzerine ikâme edilmeli ki kendine ve başkalarına hayrı dokunsun, hayırlı olsun.

Afakî âlemimizde ise beşerî münasebetlerin, aynı kaynaktan beslenen davranışlarla yapılması, karşılıklı emniyet ve muhabbete vesile olup cemiyetteki ittihadın teminini ve tesanüdün kuvvet bulmasını netice verir. Devlet idaresinin işletilmesinde ise “insanı yaşat ki devlet yaşasın” esasından hareketle aynı kaynaktan beslenen sağlam hukukî tanzim; millî tesanüd, güçlü ve istikrarlı ekonomi, evrensel insan haklarını önceleyen uluslararası ilişkilerde güçlü, kararlı fakat akıllı duruşun devamı sağlansın.

İster enfüsî, ister afakî ve isterse devlet idaresi gibi hangi sahada olursa olsun karar ve uygulamalarımız muvazeneli yani âdil olmalı. O anki makam, maslahat şartları ne kadar tesir ederse etsin dolaylı ya da dolaysız olarak neticede hak ve adalet sağlanmalı, hukuk muhafaza edilmelidir. İfrat ve tefrite düşmeden istikametli ve istikrarlı kullanımı adaleti netice verecektir.

En yakın çevremizde şahit olduğumuz menfî hadiselerin tahlilinde o menfiliğin sebebi olarak kaynağının sağlam olmayışını görebiliriz.  Bu konu, esasen eğitim uzmanlarının dikkatini çekmekte olup, problemin çözümüne yönelik getirdikleri usuller sık sık değiştirilmekte netice alınamamaktadır.

Bir ülke ki sık sık eğitim politikası değiştiriliyorsa, orada ciddi bir sıkıntı var demektir.

Diğer bütün faaliyetler eğitim üzerine kurulu olduğu için, onun sağlam ve derin temeller üzerine oturtulması gerçeği, bu alandaki uzmanların dikkatini, artık çekmelidir. Hadise, insan kaynaklı hemen her şeyi ilgilendirmektedir. Bu sebepten hareketle toplumun huzuru, birlik, dirlik ve bekası, derin temele dayanan prensipler üzerine oturtulmaktan geçmektedir.

Bir asırdır denenen beşerî prensiplerden beklenen neticenin hâlâ alınamaması, düşünen akıl ve basiret sahibi olanları tahrik edeceği ümidindeyiz.

Mehmet Çetin

02.02.2019 Batıkent Ankara

 

[1] Mustafa Armağan, Paşaların Hesaplaşması Küller Altında Yakın Tarih-5, S. 144-147, Timaş Yayınları, Ekim 2015

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir