Daha doğrusu için yapılan eleştiri, rahatsızlık veriyor

Her şeyin en mükemmelini aramak, psikolojideki mükemmeliyetçi kişilik tipinin özelliklerine girer mi, bilemem ama cemaat içerisinde zaman zaman sıkıntılara sebep olduğunu biliyorum o kadar.

Bu tipler sükûnet zamanında değil de sıkıntılı zamanlarda ortaya çıkmaları ise artık mevcud derdin tuzu ve acı biberi oluyor.

Bulunduğunuz mahalde hizmetin imkânlarının sınırlı olduğu malûm. İmkân derken hem insanî boyutta ve hem de para ve emval boyutunu kastediyorum. Buna rağmen bizim muhterem kardeşimiz, açıyor ağzını ve yukarıdan aşağıya bir güzel en iyi nasıl olması gerektiğini anlatıyor, uzata uzata. Bunu da hizmet adına yapıyor yani daha iyisi olması adına. İyi, güzel anladık ey kardeş ama elimizdeki imkân budur, bu imkânlarla nelerin yapılması gerektiği konusunda yardımın varsa yap, fikrin varsa söyle, denildiğinde ise alınganlıkları tutuyor. O zaman Üstadın Lemaat ve Münazarat’ta ifade ettiği prensip istikametinde mealen şunu deriz: Daha doğrusu için yapılan eleştiri, rahatsızlık veriyor ki bunun ilerisi ihtilaf ve fitnedir.

İdarecilere yönelik yorumunda “zerratı günahkârlardan mürekkep bir hükümetin tamamen masum olamayacağını” söyleyen Üstadın bu tesbitinden çıkaracağımız ders olmalıdır.

İdeali ararken, o gayenin gerçekleştirilmesinde rol olacak olan kişilerden biri olarak “ben”, yapmam ve olmam gereken konumda mıyım, demeliyim. Mevcud günah ve kusurlarımla beraber mücahedemde hâlâ ciddi hatalarım var iken yüksek ideal çizmem, ne kadar gerçekçi oluyor?  Bu muhasebeyi, mevcud şevkimi kırmadan çekidüzen vermek adına kendime söylemeliyim.

Hakikat Çekirdeklerinde “hakta ittifakın, ehakta ise ihtilafın olduğundan” bahseden Üstadın, “bazen hak, ehaktan ehaktır; hasen, ahsenden ahsendir.” ifadesini işte bu noktada hem ezberlemek ve hem de uygulamak gerekir.

Ortada bütün imkânlar her şeyi ile hazır olduğunda o zaman ahsen veya ehak için müzakere yapılabilir diyeceğim ama ihtilafı göze alabilir isek! Ehak ve ahsen tabiatı icabı ihtilafa müsaittir. Kişiselliğin bol olduğu “daha güzeli” veya “daha doğrusu”na bir de “bana göre” yi ekleyerek yapılacak araştırmaların sonunun gelmeyeceği yaşanan ve bilinen bir gerçek iken yeniden keşfe gerek yoktur. O zaman, asgari müşterekliğin istikameti olan vasatta çareyi bulup “hasen” ve “hak” noktasında uhuvveti ve tesanütü kuvvetlendirmek lâzımdır.

“Ellerindeki az ile yetinmeyip, daha fazlanın peşinde koşanlar bazen ellerindeki azı da yitirebilirler.” “Daha iyisini elde etmek uğruna çalışırken elindekilerini de yitirme.” “Dimyat`a pirince giderken evdeki bulgurdan da olma.”, gibi deyimlerimiz aynı konuyu işlerler.

O halde bizde Risale-i Nur’dan özlü sözlerle konuyu yeniden ifade edelim:

Daha iyi, iyinin düşmanıdır. Hak yolunda farklı metodlarla yapılan hizmet, hakta ittifak etmeyi gerekli kılar. İki ihlâs risalesinin hareket noktası, birlik ve beraberliktir. Hakka talip olan ehakta değil hakta ittifak eder ve etmelidir, vesselâm.

Mehmet Çetin

06.03.2016 Bostanlı İzmir

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir