Çalışsınlar.

Zülfikar yazıları-7

Gayr-ı münteşir Afyon Mektupları’nın 3. sahifesinde Zülfikar’dan bahseden bir mektupta tek kelimelik cümle var, o da “Çalışsınlar” dır.

Neye çalışsınlar Üstadım!

Cevab şöyle geldi:

“Herhalde üç avukatlarımız mahkeme elinde bulunan çok kıymetli mu’cizatlı Kur’anımızı ve kitablarımızı o insafsızların ellerinden kurtarmağa çalışmak lâzımdır.” ifadesi ile üç avukata talimat var. Bir diğer ismi ile Tevafuklu Kur’ân ile beraber Külliyattan müsadere edilen kitapları -ki birisi de Zülfikar’dır- insafsız ve hukuksuz yargılayanların elinden kurtarılması talimatı, bu bir.

“Hem Siracünnur’un âhirindeki yasak olmuş Beşinci Şua’ı çıkarsınlar, o mecmuamızı da bize iade ve Zülfikar’ın sebeb-i müsaderesi olan iki sahifeyi koparsınlar, o büyük kıymetdar mecmuamızı bize iade etmelerine çalışmaları elzemdir.” ifadesinde ilk husus Beşinci Şua’nın, Siracünnur’a dâhil edilmemesi yani çıkarılmasıdır. Siracünnur’un iadesi ile beraber Zülfikar’ın soruşturulmasına mevzu olan iki sahifenin de, kitaptan çıkarılması ile beraber takdirkârane ifade ettiği “büyük kıymetdar mecmuamızı bize iade etmelerine” yönelik çalışılması, iki.

“Hem benim bu ağır vaziyetimin tahfifine, hem Ankara’da hem burada Arpacı Sâlih ile beraber müracaat etsinler.” ifadesinde, hapishane şartlarının hafifletilmesi ile duruşma öncesinden o üç avukat,Arpacı Salih ile adliyeye müracaata çalışılması, üç.

 “Hem benim Denizli’de dokuz ay hapsim kanunen aynı mes’ele ve aynı mevhum cürüm olmasından bu cezamıza sayılması hakkımızdır.” Risale-i Nur ile Kur’an’a hizmetin geliştiğini gören İslâm’ın gizli düşmanları Bediüzzaman, “gizli cemiyet kuruyor, halkı hükümet aleyhine çeviriyor, inkılâpları kökünden yıkıyor, Mustafa Kemal’e deccal, süfyan, din yıkıcısı diyor, bunu hadislerle isbat ediyor” gibi iddialarla açılan dâvâ sonunda 1944 yılında Denizli’de dokuz ay hapisin ardından beraat eder. Daha sonra Emirdağ’da ikamet ederken 1948 yılında Afyon Ağır Ceza’da aynı iddialarla açılan davada ise Bediüzzaman; kanunen aynı mes’ele ve aynı mevhum cürüm olmasından dolayı Denizli’deki hapis müddetinin bu defaki Afyon’da görülen davanın cezası olarak sayılması ister ve hakkı olduğunu dile getirir.

Gizli din düşmanlarının hükümetin bazı erkanını iğfal ederek aleyhte kullanmalarına işaret eder. Bunu şöyle ifade eder:“Zülfikar, Siracünnur elbette gizli düşmanımız mason ve komünist maskesi altında anarşist ve mürted münafıkların çok dehşet verip bellerini kırdıklarından, herhalde Beşinci Şua’ı bahane derek eski kabinenin bir kısım erkânını aldatmışlar. Fakat bu plânları dahi akîmdir. Neşrolan ve istinsahla ziyadeleşen kısım kâfidir. Hükûmetin elindeki kısım, hükûmet memurlarına lüzumu var ki, kader-i İlahî bu hale müsaade ediyor.” (s.5) şeklindeki haklı gerekçe ile Bediüzzaman hareket ediyor.

Yukarıdaki metin parçasının son cümlesinde teselli bulma konusunda şöyle bir bakış açısı getiriliyor: Alınan tedbirlere rağmen, iradeyi aşan gelişme karşısında; hadisenin müsbet tarafına bakarak, o yönde kaderin izini ve yüzünü seyredip, ibret çıkarmak adına tevekkül edilmelidir.

Zülfikar’da gerçekten çok esaslı ve mühim konular işlenmektedir.

Mehmet Çetin

16.08.2017 Yeni Foça İzmir

 

1 Yorum

  1. Rafet Kalyoncu Ağabeyimizin e-mailini paylaşıyorum:
    Aziz ve Muhterem Mehmet Bey,
    Samimi gayretlerinizi takdirle karşılıyorum.
    Malumu âliniz Kur’anın bütün beşeriyette sulhi umumiyi sağlayacak bir kitap olduğunda bütün müminler müttefiktir. Ve lâkin değil bütün beşeriyette, İslâm aleminde dahi bunun sağlanamamış olması Kur’anın değil onun hükümlerine riayet etmeyenler yüzündendir. Aynen öyle de risalelerde müellifin öngördüğü uhuvvet ihlas ittifak ittihad gibi hususların telifinin üzerinden bir asra yakın zaman geçmiş olmasına rağmen bu hedeflerin tahakkuk edememiş olması Nurcuların özeleştiri yapmaları gerektiğini ortaya koyuyor.. Bal iyidir iyidir demek yerine balı sofrasına dahil etmeyenler nasıl ki baldan yarar göremez; bizim Müslümanlarımızın da Kur’anda her problemin çözümü vardır demesinin maalesef bir faydası olmamaktadır. Aynen Nurcuların Risaleler şöyledir böyledir demesinin bir semere vermemesi gibi.. Hulâsa-i kelâm; zat-ı âliniz gibi eli kalem tutan ehl-i hakkın bu mesele üzerinde mesai sarfedip mevcut perişan tabloyu ortadan kaldıracak çözüm yollarını göstermeleri gerekir diye düşünüyorum. Yoksa nasıl ki Kur’anın mükemmelliği Müslümanları kurtaramadığı gibi Risalelerin harika olması Nurcuların içine düşmüş olduğu perişan vaziyeti ortadan kaldırmaz.. Selam ve muhabbetle.. R. Kalyoncu

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir