Bakara/41’den ihlâsa giden yol

İhlâs Risalesi okumaları 16

Dört ayet ile başlayan İhlâs Risalesi’nin giriş kısmında teşvik ve sakındırma metodu kullanılarak ihlâsın ehemmiyeti bahsedilir. Esasen bütünüyle İhlâs Risalesi’nde ihlâsın tarifi yapılmayıp, vasıflarıyla dikkat çekilir. Tarif ise Bakara’nın 21-22. ayetlerinin tefsirini ihtiva eden İşâratü’l-İ’câz’da yapılır. (s. 167, 2017 baskı)

Ayetin her zaman ve zemine bakan bir yönü, enfüsî ve afakî âlemde tatbikine muhatap ve mes’ul olan bir makamı vardır. Yeri ve zamanı geldiğinde, ilgili ayette bahsedilen husus, hiç farkında olmadan yaşanılarak, davranışlarla tecelli ve tezahür ederek fiilen tefsir edilir.

Tefsir, enfüsî ve afakî âlemde yapılırken;  bu iki âlemin arasında zaman ve mekâna göre yer değiştirerek imtihan olur, kul. İşte bu noktadan da Bakara’nın 41. Âyeti ’nin son kısmında zikredilen tehlikeli vaziyet büyük ehemmiyet kesbeder.

Menfaat, insanın en hassas damarıdır. Korkularından emin, ihtiyacının temin edilmesi kaygısı ile hareket eder. Tabiatıyla bu iki temel hadise, insanın menfaati ile iç içedir. Bu halkaların hangisinde olursa olsun aldığı tavır; bulunduğu mekân ve yaşadığı zaman sürecinde sorumluluk şuuru onu, daha üst makamlardan yardım ve desteğe muhtaç kılar. Ayet, hadis ve bunların tefsirleri ise bu desteğin menbaıdır.

Biz bu makalemizde menfaat ile karşı karşıya gelen insanın bu vaziyetinde tecelli eden esma-i İlâhîyenin tezahürüne dikkat çekerek, farklı duygularla dolu hâlimizin anatomisini bir başka ifade ile kimyasını tefekküre dâvet etmek isteriz.

Dedik ya, hayatın her bir karesi, bir taraftan imtihan sahnesi olduğu gibi diğer taraftan esmanın tecelligâhıdır.

Ele zor geçen bir fırsatta, menfaatinin olduğunu zanneden ve bunu kaybetmek istemeyen insanın o karedeki hâlinde her nevi duyguları fırtına koparmaktadır. Bu duygulardan baskın çıkanı, meyelânın teşkiline zemin hazırlar ve son bir gayretle iradeyi tahrik eder. Nefis bütün hile ve tezgâhları ile onu hâlden hâle çevirirken, Kur’ân ona o anda “Bu şerdir yapma” der. Ve nihayet irade, bu ikisinden birinin sözünü tercih eder ve yapar.

Tereddütler içerisinde bocalayan hâllerde çok değişik ve birbirinden farklı esmanın tecellisi söz konusudur. Her git-gelde Kâbıd (darlık veren) ile Bâsıt (genişlik veren); Hâfıd (dereceleri alçaltan) ile Râfi (dereceleri yükselten); Mu’ız (aziz eden) ile Müzil (zillete düşüren); Mukaddim (öne alan) ile Muahhir (sona alan) gibi hikmeten tezat gibi görünen esma ve sıfatın tecellisi, derece derece olur. Aynı anda Mü’min (güven veren), Müheymin (her şeyi görüp gözeten), Cebbar (dilediğini yapan ve yaptıran), Bâri ( kusursuz ve uyumlu yaratan), Musavvir ( şekil veren), Gaffâr (günahları örten), Alîm ( her şeyi bilen), Semi (işiten), Basîr (gören) gibi pek çok isim ve sıfatı tecelli eder. İşte bütün bunların yanı sıra ve nihayet Hakem (haklıyı haksızı ayıran), Hâkim (Haklı ve haksızı ayırıp hak ve adalet üzere hükmeden) ve Hakîm (hikmetle iş gören) ile Adl (adaletli) ism-i celilinin lüzumu miktarınca tecellisinin, kul iradesi ile tezahürü olmaktadır.

İşte Bakara/41’in mühim ikazını bu zaviyeden dikkate alıp, hadiseye bakışı istikametlendirip,  duruşumuzu tescil etme adına fevkalâde mühim görmeliyiz.

Bunlar, fırtınaların koptuğu iç dünyamızın, sükûnete kavuşup, istikrar ve istikamete kavuşması ve sürdürülmesi maksadına matuf hakikaten hayatî derecede önemli hususlardır.

Bahsedilen tefekkür, her zaman ve zeminde tatbiki çoğu zaman mümkün olmamakla beraber ama o an yapılması gerekeni yapmayı ya da yapılmaması gerekeni yapmamayı Allah’ın emir ve nehyine dayandırarak O’nun için hareket etmek, sözün tam anlamıyla ihlâsın ta kendisidir, vesselam.

Mehmet Çetin

03.09.2019 Yeni Foça İzmir

 

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir