Ayet zaviyesinden bakılırsa

Bugün senin cesedine kurtuluş vereceğiz! 2

Tevrat, İncil ve Kur’ân’da, konumuz ile alâkalı geçen ifadelerin ana konusu tevhiddir. Yani Rabbi birlemektir ki esas ve gerçek Rab, Musa’nın (as) iman etmeye dâvet ettiği Allah’tır, saltanatın getirdiği kudrete aldanarak ilâhlığını ilân eden Firavun değildir.

Firavun; güç, kudret ve otoritenin sembolü manasındaki kuleye çıkarak “Mûsa’nın Rabbine” âdeta kafa tutarcasına, bir kule yapılmasını emreder. Oradan semavatın gidişatını gözetleyerek Mûsa’nın (as) dâvâ ettiği gibi semada tasarruf eden bir ilâhın olup olmadığı araştırmasını yapmak isteyen Firavun’un ya da onun gibilerin akıbet ve mahiyetinin, ayette geçen “sarhan” (kule)  kelimesinde saklıdır, der Bediüzzaman.

Yirmi Beşinci Söz’de “Hâlık’ı tanımadığından tabiatperest olup rububiyet  (ilâhlık) dava eden ve âsâr-ı ceberutlarını (zorbalık eserlerini) göstermekle ibka-i nam eden (namını sürdüren), şöhretperest olup dağmisal meşhur ehramları  (piramit mezarlarını) bina eden ve sihir ve tenasuha kail olup cenazelerini mumya edip dağ misillü mezarlarda muhafaza eden Mısır firavunlarının an’ânesinde hükümferma bir düstur-u acibi  (ilginç geleneği) ifade eder.”,[1] diye o devri ve şahıslarının karakterlerini okur.

Bir olan Allah’a inanmadığı için otoritesinin menfaati gereği yaratıcılığı kendisine alırken başkalara da hisse verir, âdeta. Akıl, vicdan, fıtrat dışı emir ve tatbikatına itaat etmeyen halkı, zulüm ve cebirle yola getirmek ister. Şöhretini eserleri ve özellikle ehramları ile devam ettirmek ister. Sihir, o devrin en gözde işi idi.  Ahireti inkâr ederek dünyada yeniden dirileceğe (tenasüh) inancından hareketle cenazesinin mumyalanıp o mezarlarda muhafaza edilmesi olan hayret verici geleneği, ayette geçen “sarhan” (kule)  klasöründe okuyarak istikbalin insanlarına ders çıkarır, Üstad Bediüzzaman.

Firavun’un Kızıldeniz’de boğulması hadisesine ayet zaviyesinden bakıldığında, ilân edilen ilâhlığın akıbeti görüldüğü gibi, ona inanan ya da inanmak durumunda kalanların da acı geleceği de görülmektedir.

Bu mesele, o devirde Firavun ve ona tabi olanların özelinden bütün zamanlarda söz konusu olabilen firavuniyetlerin akıbetini gösteren ibretli bir derstir. Zira ayetin “litekune limen halfeke aye/ardındakilere ibret ol” ifadesi, mu’cizenin asıl muhataplarına dikkat çekiyor. İbret, vakıa anında olanlara olduğu gibi benzerî vakıayı yaşayanlara da hitap eder. Dolayısıyla bu ayetin acil muhatabı denizde boğulan Firavun olduğu gibi, müstakbel muhatapları da firavunluk yapan, zulmeden idareci ve liderlerdir.

Hakkın karşısında yer alan, kibirlilik taslayan, zulüm eden ve bunları da menfaatinin devamı için elindeki kudreti kullanan insan, o devirlerde olduğu gibi günümüzde de olacak ve gelecekte de olacaktır.

Kuvvet ve kudretin; enfüsî âlemden başlayarak ailevî, içtimaî, iktisadî ve siyasî alandaki hatalı kullanımıyla meş’um bir alet derekesine düşmesi ve düşürülmesi, insana emaneten verilen irade nimetine bir küfrandır.

Emaneti sahibinin izni istikametinde kullanmak hem rızaya ve hem de muvaffakıyete götürür. İşte akıbet! Yunus (as) emaneti sahibine teslim etti, denizden kurtuldu; Firavun isyan etti denizde boğuldu.

Ayet penceresinden bakıldığında, adaletin tecelli etmesi, hakkın gerçekleşmesi ve tevhidin tahkimi olmalıdır.

Ayetin son kısmında geçen şu ifade çok dikkat çekici ve ders vericidir: “Gerçekten insanların pek çoğu âyetlerimizden gafillerdir.”

Mehmet Çetin

16.05.2019 Yeni Foça İzmir

 

 

 

 

[1] Sözler (2016), s. 451

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir