Asırlara göre Şeriat değişir

Bahçedeyim,  ağacın dallarına su yürümeden budama yapmak için çıkmıştım. Budadığım dalları, atmaya gönlüm elvermedi. Dedi ki bana; henüz elin ayağın tutuyor, gücün de var, iş görecek vaziyette. O halde bunları çöpe atman israftır. Yaşına, başına ve mal varlığı durumuna bakıp, kendini ayıplamayı, elin ne demesini bırakıp, elin ayağın tutarken bu dalları küçültüp, mangalda kullanmalısın, dedi. Duygularım, kalbimin dediğini kabullenmede fazla zorlanmadı. Dalları mangallık olarak keserken akıl ve kalbimin muhâveresini dinlemeye devam ediyorum.

Karşılıklı konuşmada ilk iddianın kaynağı Sözler’den idi. “Asırlara göre şeriatlar değişir.”[1] bakış açısından hareketle, insanın dahi farklı zamanlarda şartları değişebilir. Şimdi elin ayağın tutarken bu dal parçalarını çöpe atman israftır ve dolayısıyla haramdır. Ne zaman yaşlanır, elin ayağın tutamaz olur, o zaman bu dalları yine çöpe atmayıp bir ihtiyaç sahibine vermen daha evlâdır, hem de hayır işlemiş olursun, dedi, kalb ve akıl beraberce.

İnsanın gençliğindeki vucudî şart ve imkânları ile yaşlılığındaki şartları bir olmadığı yaşanan bir hakikattir. Her yaşın kendi imkân ve şartları elbette değişir. Bu “Asırlara göre şeriatlar değişir.” hükmünün vücud ve hayatımızın farklı zamanlarındaki değişen şartlarına göre farklı hüküm alacağını gösterir, dedi her biri.

İlmihalde ruhsat veya cevaziyet namıyla verilen hükümleri tetkik ettiğimizde bunun misallerini görebiliriz. İdrarını tutamayacak yaşa ve bedene sahip birisinin abdest konusundaki durumu ile genç ve dinç birinin durumu elbette farklıdır. Yaşlıya ruhsat verilirken gence daha hassas olması ısrarla söylendiğini aklım hatırlattı.

“Hani?”,  dedi aklım; sağlık şartın müsait ise oruç, malî şartın müsait ise kurban, zekât ve haccın şart olduğu gibi. Kalbim, amenna dedi. Her zamanın bir hükmü var. Arazide, hayvanların arasında hayatı geçen bir insandan aranan temizlik-necaset şartı ile şehirde yaşayan insanda aranan necaset ve temizlik şartı aynı olmamalı, her ikisinin şartlarına göre hükmün olması gerekir dedi, aklım. Kalbim ise doğru söylersin ancak, nefis taşıyan insanoğlu bu şartları bahane ederek suiistimal etmemeli, ikazında bulundu. Aklım ise tasdikin ilerisinde, kendi menfaati istikametinde Şeriatı konuşturanın büyük vebal altına gireceği acı hakikati da unutulmamalı dedi.

Din evvela insanın hususi hayatını tanzim eder ve etmeli. İçte yaşanarak olgunlaşan muttaki hayat, yavaş yavaş dışa vurur. Bu ise lisan-ı hal ve kal ile tebliğ şeklindedir. Hedef ve maksadını Allah’ın rızası bilen kul, yaşının ve imkânlarının elverdiği ve hatta bunlara hükmedebildiği ölçüde hayatını Allah’ın emri istikametinde tanzim eder. Gücümüzün üzerinde teklifin olmadığı ayet ile sabit.

Ramazan ayını yılın on iki ayında döndüren Rabbimiz, kulun da kendisine on iki ay dönmesini istemekte. Ocak ayının oruç şartları ile ağustos ayındaki şartın bir olmadığı ve sevabının dahi aynı olmayacağı beklenilen bir hakikattir.

Rahmetli kayınpederimin akrabası olan ve ileri yaşta ve rahatsız bulunan rahmetli Hacı Mehmet amcayı beraberce ziyaretine gitmiştik. Gözyaşları içerisinde ibretle dinledik. Artık namazı oturarak kıldığını ve bundan da fevkalade rahatsızlık duyduğunu ifade etti. Dedim; Cenab-ı Hak, bizi gençliğimizi alıp ihtiyarlığımızı vererek imtihan ediyor. Sağlığımızı alıp hastalıkla, ayakta namaz kılabilme imkânımızı alarak namazını oturarak da olsa kılabilecek mi, gibilerinden her an değişik şart ve şekillerde imtihan etmekte. Biz de şartlarımız hangi şekilde olursa olsun kulluğumuzu hiç aksatmadan yerine getireceğiz, inşaallah.

İmkân ve şartlara biz hâkim ve sahip olamayız. Zira onların hakiki sahibi müsebbibü’l Esbap olan Allah’tır. Sebepleri, vermek istemesine bahane ve vesile yaptığı gibi, farklı şart ve imkânları da imtihanına vesile yapmaktadır. İşte bu şartların farklı olması kişide farklı hükümlere sebep olmaktadır.

Böylece “Asırlara göre şeriatlar değişir.” hükmünün bir tek ferdi olan insan âlemindeki mütalâasını dut ağacının budanan dallarını mangallık yapmakla talim etmiş olduk.

Mehmet Çetin

22.02.2012.Çiftehavuzlar-Çiğli-İzmir


[1] Sözler, sh. 787

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir