Anglikan Kilisesi’nin hatırlattıkları-5

İngiliz siyasetinde ehemmiyetli ve müessir bir yere sahip olan William Ewart Gladstone, İslâm ve Osmanlı düşmanı olması ile tanınır.

Bu konuyu Büyük Oyun, İngiltere Başbakanı Gladstone’un Osmanlı’yı Yıkma Plânı[1] isimli eseriyle kitaplaştıran Prof. Dr. Taha Niyazi Karaca, belge ve bilgi dolu akademik bir çalışmayı ilk defa ortaya koydu ki kendisini tebrik ediyoruz.

Eser’de Gladstone’yi şu sıfat ve faaliyetleri ile anarak tesbitlerde bulunur: Kırım Savaşı’nda; Eflak Boğdan’ın bağımsızlık mücadelesinde; Bulgaristan olayları, Mısır işgalinde; Ermeni probleminin uluslararası alana taşınmasında; Yahudilerin Filistin’e yerleştirilmesinde; Türkleri Avrupa’dan atmaya çalışan bir Haçlı Savaşçısı olan Gladstone uzun yıllar Sultan Abdülaziz ve Sultan Abdülhamid ile mücadele eder. 19. Yüzyılda emperyalizmin doruk noktasında uyguladığı büyük oyunun büyük oyuncuları arasında o var. İngiltere’nin dış politikasını değiştirerek Osmanlı Devleti’ni yıkıma sürükleyen ve günümüze kadar gelen yenidünya düzeninin teşkilatçılarından mühim bir isim, Gladstone.

Gladstone, geçirdiği ya da bulunduğu dönemlerin şart ve zeminine göre söylem araçları kullanan bir yapıya sahip olduğundan bahisle; muhafazakâr iken, dünyanın Hıristiyan İmparatorluğuna dönüşmesinde kendisini Allah’ın bir savaşçısı olarak görür. Liberal iken de Hıristiyanlara ait topraklardan Müslümanların çıkarılması ve Kur’ân-ı Kerîm’in dünyadan silinerek yerine Hıristiyanlığın gelmesi gerektiğine inanır. (age, s. 101)

1868 yılında iktidara geldiğinde muhafazakârlar tarafından indirilir. İç politikadaki başarısızlığını dış politikada yeni cazip malzeme ve konu olarak Balkanlara ve özellikle Osmanlıya yönelir.

Muhtelif yıllarda birbirine mealen benzeyen konuşmalarıyla Avam Kamarası’nı harekete geçirmek (dikkat edelim siyasetine malzeme olarak kullanmak) için elinde Kur’ân ile yaptığı o mel’un ve meş’um konuşmasından [2] memnun olan Ermenilerin memnuniyeti ile Müslümanların nefretini bile o pis siyasetine alet eder, yani Gladstone, iktidara gelmek için bütün araçları kullanır.

İşte, bu kısa seri yazımızda Anglikan felsefesinin maksat için her yol meşrûdur yaklaşımına notlar düşerken asrımızdaki yansımalarına da işaret etmek istedik.

İçerisinde bulunulan menfî şartların sevki ile zahiren çare zannedilen fetva, ruhsat ve yaklaşımlar umumiyet kesbedemez, onlar hususî şart ve hâle muayyen vaziyetlerdir. Bu cümleden hareketle hayatın bir döneminde almak ya da aldırılmak zorunda kalınan kararlar bütünüyle her zamanda tatbik edilemez ve edilmemelidir.

İngiliz baskısıyla Millî Mücadele aleyhine çıkarılan fetva, fıkıh açısından tam şartlarının vuku bulmaması sebebiyle ümmeti bağlayıcı olmadığı görüşünden hareketle baskı altında alınan kararlar, kültür emperyalizminin tesirinde kalan zihinleri kısmen ve geçici olarak uyuştursa da artık hayatın o ağır yarası iyileşmeye yüz tutar ve tutmalıdır.

Tarihinin hemen her döneminde fitnekârlık,  ihtilâftan istifade, menfaat yolunda her nev’i alçaklığı irtikâp eylemek, maddî ve manevî tahripkârlıkları ile zahirde kendine karşı ama gizlice ve esastan kendine, medeniyetine tarafgir elleri kullanarak mazimizi lekedâr ettikleri gibi istikbalimizi de tehdit etme potansiyelleri mümkündür.

Maddî hastalık ve yaralarının iyileşmesi çoğu zaman mümkün iken manevî hastalık ve onun yaralarının tedavisi maalesef uzun zaman almaktadır.

Londra merkezli Anglikan Kiliselerinin propagandaları mazimizde maddî ve manevî çok yaralara sebeb olduğu gibi aynı zihniyetin, yaşadığımız zamana ve geleceğimize de olmadık yaralar açması ikazını bir kere daha Wimbledon’daki o kilisenin hatırlattıkları olarak tarihe not düşmek istiyoruz.

Mehmet Çetin

19.04.2019 Bostanlı İzmir

[1] Timaş Yayınları, İstanbul 2018)

[2] Age, s. 375; https://ingiliztarihi.com/node/72;

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir