Anglikan Kilisesi’nin hatırlattıkları-4

Anglikan Kilisesi’nin suali, o devirdeki Ahmed Rasim Avni, İzmirli İsmail Hakkı, Milaslı Halil İbrahim ve Abdülaziz Çâvîş gibi ulemayı ve basını çok meşgul eder, oyalar.

Onlar uzun uzun ilmî cevap hazırlar. O çalışmalar ayrı ve mühim hizmetlere vesile olur. Lâkin buradaki oyunun farkına varmak ve ona göre vaziyet almak lâzım, deyip genel manada yansımalara işaret ederek makalemize devam edelim.

Anglikan Kilisesi misyonerleri tarih boyu çalışmaktadırlar. Onlar yeni ve farklı isimlerde kurdukları düşünce kuruluş ve akımlarla misyonerliğe yeni cephe açtılar.

Şöyle ki:“Anglikan misyoner teşkilâtlarının her biri günümüz dünyasında İngiltere’yi ve Hıristiyanlığı söz sahibi yapmak için çalışmaktadır. Dahası, İngiltere’nin iç ve dış politikasını etkilemekte kalmayıp dünya çapında örgütlenmeleriyle dünya kamuoyunun gündemini yönlendirebilmektedirler.

Anglikan misyoner teşkilâtları açtıkları okul, kütüphane, dernek ve yardım kuruluşları ile İngiltere dışındaki yerlerde sivil toplum kuruluşları olarak algılanabilmektedir.

Bu durum onların daha rahat misyonerlik yapmasını sağlayabilmektedir. Anglikan misyoner teşkilâtlar ortak maksatlar doğrultusunda koordineli olarak çalışmaktadır. Ayrıca onlar, kendi aralarında ortak çalışma yapmanın yanı sıra, diğer Protestan kiliseler ve hatta farklı bir mezhep olmasına rağmen Ortodoks kilisesiyle beraber çalışabilmektedirler.”[1]

Bir akademisyenin şu tesbitleri doğru olmakla beraber iç acıtıcı ve hedef tayin edicidir. Doğrusu, günümüz insanının da ders alması gereken konular var.

Anglikan Kilisesi önünde başlayan ve devamındaki araştırmalarımız bize der ki:

Dikkatli ve uyanık olalım. Göz önünde cereyan eden hadiselerin arka planını görerek vaziyet alalım. Hiçbir müfsid ben müfsidim demez. Daima suret-i haktan görünür, lâkin mihenge vurmadan değerlendirmemeliyiz.

Zalim birisi inancımızı alaya alıp bizimle istihza ediyor ise, o zaman zalimin bu durumuna uygun akıllı ve hikmetlice tepki vermek gerekir, gülücük dağıtmak değil. Eğer o zalim, söz dinleyecek vaziyette ise kavl-î leyyin ile izah yapılıp, nasihat çekilir, değilse hikmetlice gereken cevap kavlî ve fiilî verilir.

Haysiyet ve izzet kırıcı hadise, eğer doğrudan nefsimize karşı ise hazmetmek, nefsin ıslahı bakımından kemâle vesile olabilir. Yok, eğer o hadise doğrudan din, iman, millet ve bayrak hedefli ise o zaman orada sessiz kalmak, ruhen intihar etmek demektir. Zulüm ve haksızlık nereden gelirse gelsin, karşılıksız kalmamalı ve gereken tepki akıllıca verilmelidir.

Üstadın, Hutuvat-ı Sitte eserini yayınlayarak binlercesini dağıtması, bu konuda emsalî bir duruştur. Bu eseri, işgal komutanına gösterilince yakalanıp, idamını emreder. Bediüzzaman gibi tanınmış ve müessir birisinin idamı, Anadolu’yu ayağa kaldırır, derler ve vazgeçer.

Bediüzzaman’ın bu tavrı Müslümanca duruşun ve diplomatik dilin güzel bir örneğidir. Ayrıca verdiği kısa ve veciz cevabı da Avrupa’yı derinden etkileyen sosyal hadiselere ayet kaynaklı çözümlerdir.

İngiliz’in savaş taktikleri yanı sıra psikolojik hîle savaşına da sert, mantıklı ve etkili cevabı pek çok çevrenin alâkasını çeker. Said Nursi’nin İngilizlere karşı duruşu ve makul mücadelesi Ankara’nın da dikkatini ilgiyle çeker ve dâvet edilir ve gerisi ehline malûm.

İşin özü haksız ve hilekâr zalime verilecek cevabı tarihe şöylece nakşeder: “Tükürün zalimlerin hayâsız yüzüne.”

         Mehmet Çetin

26.02.2019 Londra İngiltere

 

[1] Yrd. Doç. Dr. Resul Çatalbaş, Harran Ünv. İlâhiyat Fak. Der. Y.16 sayı.25 Ocak-Haz. 2011 s.181-204;https://www.academia.edu/7202046/Anglikan_%C4%B0ngiliz_Misyoner_Te%C5%9Fkilatlar

2 Yorum

  1. S.A.
    Tebrik ederim Abiciğim. Güzel bir değerlendirme olmuş. Yaptığın uyarılar tam isabet. Lâkin, bazı noktaları hatırlatmakta fayda gördüm ki; yaptığın değerlendirme ve uyarılar bu hatırlatmalar ışığında ele alınırsa daha sağlıklı olur diye düşünüyorum.
    1-Gerçek Yahudiler İngilizlerdir.
    2-Tarihini tam hatırlamıyorum ama o bahsi geçen dönemin hemen öncesinde olsa gerektir, sayısı yüz binlerle ifade edilen bir grup Yahudi topluca Hristiyanlığa geçmiştir. Bu ne demektir? Bu, Yahudilerin yani dinsizlik komitesinin en eski stratejisidir. Yani bir fikrin, bir akımın önünü kesemiyorsan en akıllıca olanı o akımın kokpitine yani idari mekanizmasına sızmaktır. Yani anlamamız gereken bu topluca Hristiyanlığa geçiş, Hristiyanlığın kontrolünü, kumandasını ele almak operasyonunun ilk adımıdır. Sonuç olarak bilmemiz ve farkında olarak doğru bir tahlil için kazanmamız gereken bakış açısı şu olmalıdır: Bugün bildiğimiz Hristiyanlık alemi veya ana kumanda merkezleri saf samimi hakiki Hristiyanlardan müteşekkil değil, Hristiyan görünümlü Yahudilerdedir. Tarihte aslında Yahudi olan Şeyhülislamlarımız olduğunu hatırlarsak bu tezi kabullenmemiz daha kolay olur. Bu nokta yani Hristiyanların kumandasının Yahudilerde olduğunu kabullenmemiz neden önemli? Çünkü, İsa gelip Mehdiye tabi olup birlikte dinsizliği kaldıracak ise yani bu Hristiyanlarla Müslümanların birlikte hareket ederek arkasında Yahudiler olan dinsizliği ortadan kaldıracaksa bunu önlemenin yolu da asla ikisinin dost olmalarına imkan vermemektir. Bu da Hristiyanların kontrolünü elde tutarak sürekli çatışma halinde algı oluşturmaktır. Doğrusu ben bu bakış açısıyla baktığım için nerede Hristiyan-Müslüman arasındaki bir yarayı kaşıyan bir laf duyarsam o lafı söyleyenin veya söyletenin Yahudi olduğuna tereddütsüz inanırım. Yani bu işte bir mason parmağı var derim.
    3-İngiliz İşgal komutanının Said Nursi hakkındaki vur emrini geri çekmesi senin de belirttiğin gibi Anadolu halkının ayaklanma ihtimali de olabilir ama asıl sebep;”Şayet biz Said Nursi’yi vurursak Türk Milleti ebediyen bize düşman olur” uyarısıydı. Türk Milletinin ebediyen İngiliz’e düşman olması riski neden önemliydi? Zira kurulacak yeni düzende su risk bütün planlarının çürük bir zemine oturmasını sonuç verecekti. Adamlar kısa vadeli plan yapmıyorlar ki… Zaten o uzun vadeli plan çerçevesinde malum şahsın avam kamarasında söylediği ve garanti verdiğinin özeti olan “Siz Türklerin bağımsızlığını kabul edin size garanti ediyorum Türkleri ben size getirip teslim edeceğim. Zira onların içinde ben iki kişi buldum ki, İslâm düşmanlığında bizden daha iştahlılar. Bunları kahraman haline getirip başlarına koyduk mu işte Türkler sizin yani bizim emrimizde olacaktır. Savaşa bile gerek kalmayacaktır” sözleri ve akabinde gelişen ve gerçekleşen plan hepimizce malumdur… Vesselâm.
    Bu hatırlatmaları yapmaya niye gerek duydum? Her şeyden evvel benim zihin dünyamda (Biraz da senaristlik kurgu mantığımın etkisiyle) bu bakış açısı olmadan olayları birbirine bağlayamıyorum ve zihnim rahatlamıyor…. Bunu kendinde test etmek isteyen herkes şöyle bir düşünse: İsa’nın tarafını ama hakikî ve samimî olarak temsil eden beyin merkezindekiler ile Mehdinin tarafındaki beyin merkezi bir araya gelip bu İsa-Mehdi meselesinde bir iman birliğine varsalar, ortak düşmanlarının yani dinsizlik komitesinin Yahudilerden ibaret olduğu noktasında hem fikir olsalar ve birlikte mücadele kararı alsalar dünyanın çehresi bir an gibi kısa bir zamanda değişir. Bu potansiyel tehlikeye karşı da o komite boş duracak değil herhalde…. İşte bu yüzden sürekli bu muhtemel ortaklığın önünü kesmek için entrikalar çeviriyorlar…. Neyse çok uzun oldu kusura bakılmasın.

  2. Rafet Kalyoncu Beyin yorumu
    Mehmet Bey yazılarınızı okudum.
    Bahse konu hadisenin üzerinden malumunuz yüzyıl geçti.
    O devirde İslâm’ın karşısında kilise vardı.
    Günümüzde ise kilisenin yerini; moda, kültür, ateizm, seküler hayat tarzı gibi hususlar aldı.
    O açıdan bugünün Müslümanının işi çok daha zor. Açıkçası, yüz önceki savunma araçları ile savunma yapmak imkânsız
    O sebeple, düşmanın yeni silahlarına göre yeni savunma araçları ile karşı konulabilir..
    Birçok Avrupa ülkesinde ateistlerin oranı Hristiyanları geçmiş durumda.
    İslâm ülkelerinde de giderek yaygınlaşıyor.
    Fikir adamlarımızın bu mesele üzerine kafa yorup çare üretmeleri gerekir.
    Hocalarımız hâlâ eski hikâyeleri anlatmakla meşguller.
    Oysa o hikâyeler günümüz gençliğini ikna etmekte yetersiz kalıyor

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir