Allah’ın Ne Ayni ve Ne Gayri Sıfatları

Allah’ın Sıfatları- 8

Bu sıfatlar, Allah’ın zatına nispet edilerek O’nun ne olduğunu ifade eden sıfatlardır. Ubudiyet ve rububiyet münasebetinin tesisindeki sıfatlardır. Kul, Rabbinin bu sıfatlarını anlamaya çalışarak ubudiyetini yapacak ve Allah’ın âlemdeki rububiyetini yine bu sıfatları ile idrak edecek.

Kâinatı müşahede ve mütalâa ederken; Allah’ın, ne ayni ve ne gayri sıfatlar ile istidlal ederek yani deliller bularak daha iyi idrak mümkün olmakta. Böylece tefekkür ile masivadaki hayat, ilim, sem, basar, irade, kudret ve kelam[1] sıfatlarını müşahede edip bu sıfatların sahibi olan Zat-ı Zülcelâl idrak edilmekte.

Ehl-i Sünnet kelâmcıları gibi Üstadın bu sıfatlara “ne aynı ve ne gayrı” ismini vermesi bir tenakuz ve çelişki imiş gibi görülmesi tam anlaşılmasına mani olmaktadır. Ayni değil derken yani, sıfat, zatın aynısı değil denilirken; sıfatları zatla özdeşleştirerek, aynileştirerek sıfatların ortadan kalkmasını sağlayan Mutezile ve bazı İslam filozoflarının hatalı anlayışını tashih etmek var. Ayrıca gayrı değil derken de sıfatı zattan ayırıp beşer seviyesine indirip, Hz. İsa’nın (as) bedeninde maddîleştiren Hıristiyanların batıl inançları gibi anlaşılmasın istenilmiştir.[2]

İlm-i Kelam bu sıfatlar hakkında sübuti sıfatlar ismini de vermişlerdir. Risale-i Nur Külliyatı’nda, “sıfat-ı sübutiye” tabiri sadece Ayet-ül Kübra’da bir yerde geçiyor.[3] Bu sıfatlar selbi ve gayri sıfatlar gibi maneviye ve tenzihi sıfatlar değildirler. Allah’ın Zatından başka mana ve esasları olan ama ondan da müstakil ve bağımsız olmayan sıfatlardır. Onun için ne ayn, ne gayr manasını ifade eden Allah’ın kendi Zat-ı Akdes’ine gerek olmadığı, Allah’ın zatının bu sıfatlara ihtiyacının olmadığı ve ama bu sıfatlar ise O’nunla, O’nun zatı ile kaim sıfatlar denilmiştir. Ne O’dur, ne de onsuz olabilir.[4] Bu yedi sıfatı; Allah kendi Zatını tanımaları ve insanın eşya ile münasebet kurarak tecelli eden isimleri okuyabilmeleri için cüz’î olarak insana ve diğer mahlûklarına verdiği sıfatlarıdır.

Hayat, ilim, sem, basar, irade, kudret ve kelam sıfatlarının bir başka anlatılışı var Üstadın dilinde. Tevhid sırrı ile yaratılış ağacının meyveleri olan hayat sahiplerinde;

1. İlahi şahsiyet ( şahsiyet-i İlâhiye)

2. Rabbani ehadiyet (ehadiyet-i Rabbaniye)

3. Rahmani sima (sima-i Rahmanî)

4. Esmanın tecelli merkezi (temerküz-i esmai)

5. Belirgin olma (cilve-i taayyün)

6. Kişiselleştirme (cilve-i teşahhus)

Şeklindeki ifadeler ile teşahhus-u ehadiyetin esasları olan ilim ve kudret ve hayat ve sem’ ve basar gibi manaların hem numuneleri insanda var; o numunelerle onlara işaret eder.”[5] der.

Üstad, tekvin sıfatını ne ayni ve ne gayri sıfat grubunda zikretmemektedir ve sıfat-ı seb’a olarak da yedi sıfat olarak tekvin terimi geçmeksizin zikretmiştir.[6] Bu cümleden olmak üzere tekvin sıfatını bütünüyle gayrı sıfatlar olan fiili sıfatlarda ısrar ve defalarca ayat-ı tekviniye ve evamir-i tekviniye olarak zikreder. Eşyanın yaratılışını anlatırken, tefekkür ederken kullandığını okuyoruz. Bir başka ifade ile, müstakil olarak Sıfat- tekvin, tabiri Külliyatta geçmemekle beraber ayat- tekviniye, evamir-i tekviniye defalarca geçmekte.

Yaratılış ile alakalı olan bu tekvin sıfatı diğer sıfatlarla alakalı ve örgülü olduğu gibi, diğer sıfatların da netice verdiği bir sıfattır. İlim, irade, kudret sıfatları ile tekvin sıfatı tahakkuk ettiği gibi yaratmanın olmadığı ilim irade ve kudretin de bir neticesi olacağı düşünülemez. Dolayısıyla Üstadı dediği gibi her bir esma-i İlâhiye ve sıfat-ı İlâhiye birbirine medet verir, tahakkuk eder.

Allah, bütün kemâl ve cemâl sıfatlara mutlak manada sahiptir, mutlak cemâl ve kemâldedir. Bu sıfatlar Mukaddes Zatının gereğidir, ezelî ve ebedîdirler. İlâhî sıfatlar

masivaya muhittir, yaratılan her ne var ise kuşatmış, şümulüne almıştır.

Âlemde cemâli ve celâli tecelliler vardır. İsimleri ve sıfatları da umumen celâli ve cemâli manalarda tecelli eder.

Mutlak cemâl ve kemâldeki sıfatlarının mahiyetleri de meçhulümüzdür. Ancak tecellileri ile eşyada görür ve anlarız. Eşya, Rabbimizin tablosudur. Bu tablodaki tecelliler ile O’nun sıfatlarını anlamaya gayret ederiz.

Bu ifadelerin her biri birer müstakil konu olmakla beraber cem’an zikir ve tefekkürü ile mana; cemâlini kemâlde, kemâlini cemâlde bulur; cemâl olur, kemâl olur… 

Mehmet Çetin

08.03.2012.Çiftehavuzlar-Çiğli-İzmir


[1] Şualar sh.235

[2] İslâm Ans. TDV. C. 2 sh. 491

[3] Şualar sh.235

[4] WWW.sorularlarisale.com

[5] Şualar sh.22

[6] İşaratü’l-İ’caz sh. 33; Şualar sh.21; Asa-yı Musa sh.215

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir