Aklın Şuuru İhatası-2

Rüya, şuuraltının bir uzantısı olarak da tarif edilirken rüyada şuurun daha hâkim olduğu anlamı da ortaya çıkar. O zaman rüya başlı başına şuurun alanıdır. O halde akıl, rüyada hâkim olan şuurun işlerini kavramaya yetişememektedir.

Üstad, aklın şuuru ihata etmediği için, kasten değil, ihtiyarsız olarak bahsetmeye sev keder ifadesi ile sanki akıl, şuurun hâlini ihata edememesinden kaynaklanan ihtiyarsız durumundan bahseder. Rüyada akıl kullanılamadığı, tamamen şuur ve şuuraltı hadiselerin yaşandığı bir âlem olduğu için akıl o âlemde, akıllıca iş göremez.   Akıl, şuurun sahasını ihata edemez. Şuur daha üst veya farklı perdelere muhatap olurken akıl kendi imkân, kabiliyet ve ölçüleri ile şuurun işlerini anlamaya çalışır. İdrak ve ihata edemediği için farklı yorumlamaya başlar.

Akıl bir şuura maliktir denilirse alanlar karıştırılmış olur. Akıl kendi ölçüleri ile şuur ise kendi kıstasları ile hareket eder. Ekseriyetle, akıl maddi alanda, şuur ise manevi ve genel alanda söz konusudur. Akıl sorgular, şuur yaşar, uygular. Karıştırmadan her ikisini dengeli bir şekilde kullanımı, insanı adalete ve nihayet istikamete ulaştırır.

Dengelerin bozulmasında garip ve ilginç haller ortaya çıkar. Aklın ağır bastığı vakıalarda şuursuz veya mana verilemeyen; şuurun ağır bastığı hadiselerde ise akılsız veya aklın eremediği, işletilemediği hâller zuhur eder.

Nice insanlar vardır çok akıllı ve aklını iyi kullanır iken şuursuz hâllerine rastlarız. Bunun yanında yine nice insanlar var ki şuurludur ancak akıllıca hareketlerde bulunamazlar, başkalarının sorgulamalarından kurtulamazlar.

Şuurun hayat ile münasebeti dikkatimizi çeker. Hayat bu kâinattan süzülmüş bir özdür, hülasadır. Kâinattaki bu mükemmel tanzimde cansız ve hayatsız zerre veya elementlerden âdeta süzülerek hayat sahibi bitkiler teşekkül ettirilmiş. Öncesinden hayatsız olan elementler bitki makamında hayata mazhar olarak yarı canlı durumundadırlar. Hayat, bitkileri hayvanlara hizmet ettirerek onların bedenlerine dâhil olup, süzülüp, terakki edip his ve fazlaca gelişmemiş şuurdan hissedar etmiştir.

Hayvanlardaki his ve nim şuurlanmış konumundaki elementler ise, hayat içerisinde süzülüp, âdeta insan bedenine terakki ederek his, şuur ve akıl sahibi olma makamına ermişlerdir. İşte insan makamında akıl, his ve şuurdan süzülerek, bunları da bünyesine ve muhtevasına alarak ama bunların üst ve ana makamı olan hayatın, ruh ile doğrudan ve tamamen ayrı bir münasebeti vardır. Hayatın halis, safi bir cevheri olan ruh, sabit, müstakil olarak hayatın zatıdır.[1] Evet, ruh zattır, hayat ise sıfatıdır.

Böylesine sarmal hakikatlerdeki hülasalar, süzülmeler, terakkilerde nice hikmetler saklıdır. Hayat sedefinin içerisinde ruh incisi saklıdır. Ruhta hayatın bütün sıfatları saklıdır. Hayatta; insanın, hayvanın, bitkinin sırları hülasaları saklıdır. Kâinat bin birlikler içerisinde sarılı bir gül goncası gibidir. Yapraklar birbiri ile sarmaş dolaş çok yönüyle ilişkilidir.

Çık işin içinden çıkabilirsen!

Anlaşılması zor olan konuyu bütün halinde anlatmak yerine kısımlara bölerek anlatmayı tavsiye ederler. Bu tavsiyeden hareketle parçaların bütünü olan ruhta akıl, şuur, hissiyat, hayat, vücud vs. bulunur. Bunları dengeli kullanarak, emir dairesinde istikamete sokmak ise er kişinin vazifesidir.

Mücerret ve soyut olan bu kavramlarla alakalı mevzuyu ne kadar uzatırsak uzatalım sonu gelmeyeceğe benziyor. Nihayet bilinenleri ve bildirilenleri tekrarlar dururuz.

Sonunda yorgun bir şekilde aynı noktanın etrafında döndüğümüzü anlarız kaldı ki ikinci bir noktaya varalım. O halde hem haddimizi ve hem de hududumuzu bilmemiz lazım. Bunun ikazını ise Mesnevi’de Bediüzzaman’ın “İ’lem” lerinden alıyoruz:

“İ’lem Eyyühel-Aziz! Dünyada sana ait çok emirler vardır. Amma ne mahiyetlerinden ve ne akıbetlerinden haberin olmuyor.”[2]

Bu konuyu inşaallah bir sonraki haftada da devam edelim, her ne kadar geçen hafta, bu haftadan dolayı bitirelim demiş isek de.

Haftaya ise “Sevgililer Günü” sebebiyle bizim de söyleyeceklerimiz var.

Mehmet Çetin

24.01.2013.Çiftehavuzlar-Çiğli-İzmir


[1] Nursi, Lem’alar / 926

[2] Nursi, Mesnevi-i Nuriye / 190

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir