Aile yapımızı tehdit eden bir sözleşme

                                                                                   İstanbul Sözleşmesi-1

İstanbul Sözleşmesi, muhtevasında bulunan gelenek, örf, âdet ve inancımıza uygun olmayan bir kısım problemli maddeleri hariç- ve onlara itirazımızı saklı tutarak,- geneli itibariyle kadının, özellikle cinsiyet hususiyetiyle mağduriyetinin korunmasına ve tedbirlerin alınmasına, haklarının tahkimine yönelik olması noktasıyla dikkat çekiyor.

Seksen bir maddeli söz konusu sözleşme, İstanbul’da imzalanması sebebiyle İstanbul Sözleşmesi olarak anılır.

Fuhuş; evlilik dışı cinsel münasebet ile din ve ahlâk ölçülerine uymayan her nevi aşırılıktır. Bunun yanında kadının kadınla ve erkeğin erkekle veya erkeğin anılan şartlarda başka bir kadınla olan cinsî münasebeti de fuhşun tanımına girer. Hayvanlarla münasebete girenler de fuhuş kapsamına girer.[1]

İnsanlık tarihiyle başlayan fuhuş, insanlık tarihinde hep problem olagelmiştir.

Tevrat ve İncil’de fuhuş yasaklanmıştır. Bu iki kitaba inanan toplumlardaki sapık alışkanlık sahibi olanlar hariç tutulursa, On Emir’de de belirtildiği üzere fuhuş reddedilmektedir. Zamanla azgınlaşan insanların bu sapıklıkları karşısında yetersiz kalan Hıristiyanlık, fuhşu “gerekli kötülük” olarak tanır ve iki büyük teolog Aziz Augustinus ve Aquinolu Thomas, insanları sakındırmak için bu konu üzerinde durur. Anlaşılan, Batıda fuhşu yasaklayan hiçbir kanun âdeta işlememiş, baş edememiş ve o toplumun bu cinsel yöneliminin zaman zaman adı değişse de aynı sapıklık devam edegelmiş. İki büyük Dünya savaşı, getirdiği tahribatın altında fuhuş alttan alta daha da yaygınlaşmış.

İşgal yıllarında, İstanbul sahilinde İngiliz marifeti ile Sodom ve Gomore yansıtılır olmuş. 1800’lü yılların Langa Fatma’sının ölümüyle kapanan Osmanlı’nın ilk genelevini;  Fransa görmüş aristokrat beyzâdelerin Hâfız-ı Şirâzî ve Ömer Hayyam’dan şiirlerle sözüm ona dünyanın geçiciliğinden dem vurarak şimdi eğlenme zamanı diyerek, evlere yaydılar, o rezil fuhşiyatlarını.

Batı; üstesinden gelemediği bu sapkınlığı ikinci Avrupa yüzü ile bu sözleşmede yer verirken, birinci Avrupa yüzü ile de cinsiyetleri su-i istimal edilen kadını bu nevi mağduriyetine tedbirler alıyor. O sebeble İstanbul Sözleşmesi, müsbet ve menfi Avrupa cephesiyle tahlil edilmelidir.

Birinci Avrupa: Hıristiyanlık dininin özünden aldığı feyz ile cemiyet hayatına faydalı fen, san’at, adalet ve hakkaniyet vasıflarıyla hizmet eden Avrupa.

İkinci Avrupa: Allah’ı inkâr eden felsefî zulmetiyle, medeniyetinin günah ve sapkınlıklarını güzel sanat zannederek, beşeri sefahet, sefalet ve dalâlete sevk eden, bozulmuş ikinci Avrupa! Birincisine müsbet, ikincisine menfi diyebiliriz.

Avrupa Birliği’nin içinde çarpışan bu iki ruh, sürekli mücadele halindedirler.

Düzeni sağlamak için sakındırmak ve cezalandırmak ile beraber hakkı ve doğruyu anlatmak, sabrı tavsiye etmek de çok mühimdir, esaslı bir yeri vardır. Kuş, iki kanadı ile uçar. Ceza ve mükâfatın eğitimde tartışmasız yeri olmakla beraber hakkı, güzel ve isabetli usûllerle anlatmanın, doğruyu muknî izahlarla anlatarak istikamete sokmak fert, aile ve cemiyet olarak istikrara girmenin en selâmetli yolu adaletten geçmektedir.

Adalet, ferdin ve cemiyetin şaşmaz pusulasıdır. Her şeyi yerli yerince ve yeterince kullanmak; susulması gerektiğinde susmak, konuşulması gerektiğinde konuşmak; samimi olmak, menfaat gözetmemek; zamanı, zemini, imkânı, malzeme ve personeli gerekli yeterli ve isabetli kullanmak adalete bir adım daha yaklaşmak demektir.

Devam edeceğiz, inşaallah.

Mehmet Çetin

05.12.2019 Yeni Foça İzmir

[1] https://islamansiklopedisi.org.tr/fuhus

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir